Atilla Ate Athenrio

AH! ŞİMDİKİ AKLIM OLACAKTI Kİ…

 

Kadıköy’ün hemen arka sokaklarında balıkçı lokantalarından birindeyiz.

Eskilerden kalma arkadaşlıklar randevusu.

Hani hatılıyor musun diye başlayan cümleler sohbeti.

Olayları tekrar tekrar yaşıyor gibi oluyor insan.

Şimdiki akıllarla… o zamanlara dönme sohbetleri.

 

Bu tür sohbetleri, zaman yolculuğuna benzetmişimdir hep.

Bir makineye biniyorsunuz.

Sohbetteki her cümle birer tren vagonu.

Zamanı geriye taşıyan yük trenleri.

Ve bugünkü aklınızla o günleri yaşıyorsunuz.

Mitingler, çatışmalar, sevgilileriniz, sevişmeleriniz...

Hatta, eklemeler yapıyorsunuz anılarınıza.

Bunlar biraz daha ilginç olsun diye yapılan eklentiler midir diye düşünüyorum.

Aslında her eklenti, keşkelerimizi dile getiriyor, kendimizin bile farkına varamadığı…

Keşke yapabilseydimler, keşke diyebilseydimler.

 

Karşınızdakini dinlerken neyi anlatacağınızı düşünmenizin bile ayrı bir tadı var.

Neler saklamışız içimizde, neler tutmuşuz.

Unuttuğumuzu sandığımız hatıralar geliyor bir bir.

 

Tam o anda, masadaki kül tablasını değiştirmek için bir kol uzanıyor.

Garson kibar bir şekilde bir eliyle gömleğinin dışarı sarkmış kısmını karnına bastırırken, diğer eliyle, usta bir cambaz gibi masanın üzerindeki kül tablasını tek eliyle değiştiriyor. Hafif bir gülümseme dudaklarında.

Bulmuş olduğu lafa karışma bahanesinin güzelliğinin vermiş olduğu hazla;

- Benim babam da sizinle aynı üniversitedeymiş efendim, komünistler yüzünden terk etmiş üniversiteyi, diyor.

 

Zaman makinası birden bozulmuş gibi, aynı masada buluyoruz birbirimizi.

 

Masada bir sessizlik.

- Masalara servis yaparken, sen herkesi dinler misin,? diyor yanımdaki arkadaşım.

- Hayır! ' diye cevaplıyor.

- Biz konuşulanları asla dinlemeyiz.