Atilla Ate Athenrio

BABA BANA TOP AL – AL SANA TOP

 

Hangi takımı tutuyorsun?

 

Cevap olarak sadece üç seçeneğiniz vardır.

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş.

 

- Hiçbir takımı tutmuyorum.

- Nasıl yani?

Kavranması güç bir cevap. Bir insan, hele hele bir erkek, nasıl olur da hiçbir takım tutmaz.

Bir insan ya kara kartal gibi uçmalı ya da kanarya gibi şakımalı ya da insanın kanı kırmızı sarı akmalı

 

- Biz Fenerliyiz.

- Aaa ne güzel! Benim kaldığım ev de Feneryolu'nda dedim. Siz neresindesiniz Feneryolu'nun?

- Öyle diil. Ben Kayseriliyim de Fener’i tutuyorum.

- O halde Fener'de oturuyorsunuz?

- Yo hayır! Orda  oturmuyorum.

- Peki neden Fener’i tutuyorsunuz? İdari kadroda bir akrabanız falan mı var?

- Yo! Öyle bir şey de yok.

- Oyuncular içinde tanıdıklarınız var o zaman?

- Yok be kardeşim. Biz sadece Fenerliyiz. Fener’i tutuyoruz.

- Anlamadım. Neden Fenerlisiniz peki?

- Bilmem. Babam Fenerliydi. Öyle gördük biz.

- Tamam işte. Babanız İstanbullu yani.

- Hayır babam Sivaslıdır, annem de Kayserili. Ama ailecek Fenerliyiz.

 

İlla üç büyükten birini tutacaksınız.

Hangi partiyi tutarsanız tutun fark etmez.

Siyasi görüşünüz ne olursa olsun önemli değil.

Miting alanlarında birbirlerine kurşun sıkanlar; futbol söz konusu olduğu zaman, yanyana sloganlar atıp beraber sevinip beraber üzülürler. Hatta beraber olup karşı takımın taraflarına tekme tokat girişebilirler.

 

- Refikcim ne oldu sana.

- Dün saldırdılar bana. Öldü sandılar da bıraktılar, ucuz kurtuldum.

- Adi faşistler. Kafalarına sıkacaksın ibnelerin. Nerede saldırdılar sana, kampüs içinde mi? Yalnız mıydın? Boş muydun? Boş gezmeye gelmez buralarda. Baktın saldırıyorlar iki tane sıkacaksın ayaklarına, daha olmadı beyinlerine.

- Yok be Haluk, dün maçtaydım. Galatasaray Fenerbahçe maçında.

- Anaaa! Ben de ordaydım. Amma kötü kavga çıktı ha. Ama götlerin dersini iyi verdik. Hakem satılmış pezevenk olursa, olacağı buydu. O ibnenin de kafasına sıkacaktım bi tane. Sen orda mı bu hale geldin?

- Evet lan, orospu çocukları demir çubuklarla tepeme çullandılar.

- Sen hangi tribündeydin.

- Fenerbahçe.

- Sen Fenerli misin yoksa?

- Kanımın son damlasına kadar.

- İbnesiniz lan siz. Hakem de sizin gibi ibne.

- Lan göt doğru konuş, esas siz pezevenk evlatlarısınız.

- Goduğumun çocuğu… İyi olmuş işte.  Gebertmeleri lazım senin gibilerini.

 

- Refik… Haluk… Hadi hazırlanın Halkların Kardeşliği mitingine gidiyoruz.  Biriniz de şurdaki pankratları alsın.

 

-----------------<<>>-------------------

 

Fransa Olimpiyat Stadyumunda

 

Oldum olası hiçbir takımı tutmadım.

Bunda babamın hiçbir takımı tutmamasının etkisi var mıdır bilmiyorum.

 

Fransa'nın, dünya kupası için inşa ettiği stadyum gerçekten görülmeye değer.

Bir ufo-uzay aracı havası verilmiş. Uzaktan bakıldığında görkemli bir görüntüsü var.

Hiç futbol maçına gitmemiştim.

Gelen bir davetiye biletle hayatımda ilk kez futbol maçı seyretmeye gidiyorum.

Dünya kupası.

ABD, adını hatırlayamadığım bir arap ülkesine karşı oynuyor.

Davet eden arkadaşım, yürüme engelli bir arkadaş.

Aslı'ya eşlik ettiğim için, kuyruklarda beklemeden, stadyuma giriyoruz.

Tam giriş bölümündeyiz.

Aslı, birden yüksek sesle sevinç çığlıkları atarak, daha sonra Hakan Şükür olduğunu öğrendiğim kişinin üzerine sürmeye başladı tekerlekli iskemlesini.

 

Türkiye’den geldikleri belli olan bir grup.

Ben hiç kimseyi tanımıyorum.

Hakan Şükür'ün kim olduğunu bile bilmiyordum henüz.

Spor, gazetelerde bakmadığım tek sayfa, televizyonda da seyretmediğim tek program diyebilirim.

Aslı ve ben, stadyumun önünde Türkiye'den gelmiş grubun yanındayız.

Merhabalaşıyoruz.

Aslı çantasında kağıt kalem arıyor.

Niyeti Hakan Şükür'den imza almak.

Ama ben bilmiyorum. Aslı'nın daha önceden tanıdığı kişiler zannediyorum.

Bir ara Hakan Şükür’e konuşma olsun diye stadyumu gösteriyorum.

- Nasıl ama? Müthiş bir stadyum değil mi.

- Evet, bir tane de İstanbul’a lazım, diyor.

 

İşte o anda, futbol dünyası hakkında hiçbir bilgim olmamasının verdigi bir komikliğe düşüyorum.

Türkiye'de herkesin birbirine sorduğu o meşhur soruyu Hakan Şükür'e soruyorum.

- Hangi takımı tutuyorsunuz?

 

Aslı gülmekten imza istemeyi unuttu.

 

Ama hep merak etmişimdir.

Cidden, Hakan Şükür ve babası hangi takımı tutar acaba?

 

-----------------<<>>-------------------

 

Babamın tuttuğu takım

 

Mutlaka bir gruba dahil olacaksınız. Öyle bir gruba dahil olmalısınız ki, o grup diğerlerinden üstün olmalı. Grubunuz ne kadar üstünse, siz de o kadar güçlü görünürsünüz.

Düşünün; Kastamonuspor’u tutsanız ne yazar. Kimin umurunda Kastamonuspor.

Bir takım tutacaksanız Beşiktaş, Galatasaray gibi olmalı.

Her yerde beraber slogan atacağınız kalabalık bir grup bulabilmelisiniz.

Cidden aklıma takıldı şimdi.

Kastamonuspor’a ait marşlar var mıdır acaba?

Dile bile zor geliyor…

 

Takım tutmanın yan tepkileri de vardır.

Diyelim ki tuttuğunuz takım yeniliyor. Önlerine gelen gol fırsatlarını bir türlü değerlendiremedikleri için, büyük bir farkla yeniliyorlar.

İşte o an, sahadaki en büyük taraftar bile olsanız “-Yiyin lan yiyin size haktır.” demekten kendini alıkoyamazsınız.

Ve hatta biraz daha ileri gidip, “-Hay ben böyle takımın, böyle idarenin…” diye kalaylayabilirsiniz de.

Neredeyse, karşı takımın taraftarlarını gidip öpesiniz bile gelebilir.

 

Aklınız sıra böyle davranarak, kendi takımınızı cezalandırıyorsunuzdur gibi gözükse de, farkında olmadan, kazanan takımın tarafında yerinizi alırsınız. (Bu yazıları okuyan koyu taraftarların, ‘sittir git lan’ dediklerini duyar gibi oluyorum)

 

Babam; bu işin kolayını bulmuş.

O, hep yenen takımı tutar.

O yüzden de hiçbir zaman kaybeden taraftan olmadı.

 

Takım tutmanın bir de duygusal yönü vardır.

Uluslararası futbol turnuvalarında, ülkeniz elenmiş veya katılmıyorsa; destek verdiğiniz ekip, hep zayıf ve fakir ülkelerin ekipleridir.

Güçlü bir İngiliz takımının, Somali ile maç oynadığını düşünün.

Türkiye’de maçı seyredenlerin yüzde doksanı Somali’yi destekler.

Bunun altında acıma hissi yatıyor gibi görünse de bilinç altında güçsüzün güçlüye intikam duygusu beslemesi yatar.

 

-----------------<<>>-------------------

 

Futbolu kadınlar neden sevmez

 

Bir noktaya değinmeden bu konuyu kapatmak içimden gelmedi.

Her ne kadar bilimsel verilere dayandıramasam da; bence kadınların futbola düşkün olmamalarının nedeni, insanoğlunun ilkel dönemlerinin bir mirasıdır.

 

Erkeğin av peşinde koşması gerekmekteydi.

Bir nevi, av ve insanın arasındaki yarış gibidir futbol.

Peşinden kovalayacak yakalayacak vuracak ve eve getirecek.

İlkel çağlarda avlanma olayını erkeğe bırakan kadın, peşinden koşmaya gerek duymadığı meyveleri toplayarak, hatta meyvelerin olgununu, iyisini seçmeye zaman ayırarak, evdeki beslenmeye ortak oluyordu.

Kadının erkeğe nazaran daha az saldırgan olmasının temelinde bu yatar.

Futbol beraberinde saldırganlığı da getirir.

Saldırgan ruh, hem oyuncularda hem de taraftarlarda vardır.

 

Uzun lafın kısası, futbol erkek sporudur.

Bu yüzden, hakeme ibne diye bağrılırken, hiçbir sporcuya ibne diye bağrılmaz.