BEĞENMEZSENİZ ÖDEMEYİNİZ

Heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyorum.

 

Sağ tarafımdan uzanan bir el…

- İşte günün sürprizi.

- Bu ne?

- Kayseri mantısı.

- İyi ama, biz balık bekliyorduk. Masaları karıştırmış olmayasınız?

- Hayır bunu ahçıbaşı yolladı. Size özel efendim.

- Tamam teşekkür ederiz ama, bunu yersek balık yiyemeyiz.

- Beğenmezseniz parasını almıyoruz efendim.

- Anlamadım. Bu paralı mı? Yoksa ahçının ikramı mı?

- Beğenmezseniz ödemeyiniz efendim.

Çatalımın ucuyla, mantının bir tanesini ağzıma atıyorum.

- Beğenmedim, diyorum garsonun gözlerine bakarak.

- Neden efendim.

- Bu mantı sadece hamur, içinde hiç et yok.

- Erimiştir efendim.

- Öyle olsun, ama ben beğenmedim. Bunun parasını ödemeyeceğim.

Zoraki bir gülümseme dudaklarında.

Ben de gülmesine eşlik ediyorum.

Gülüşüyoruz.

 

Balıklar, rakılar, üstüne de içilen kahvelerin sonrası…

- Hesap lütfen!

Çeyizlik sandığı anımsatan küçük bir tahta kutu içinde, ikiye katlanmış bir kağıt parçası geliyor.

Hesap kağıdının ön yüzüne bakıyorum.

Yarı okunaklı… Mantı…..16 milyon.

 

- Bu ne? Hani beğenmezsem ücretini almayacaktınız?

- İyi ama yediniz ya beyefendi.

- Yemezseniz demediniz ki, beğenmezseniz ödemeyiniz dediniz. Sırf ayıp olmasın, ahçının ikramıdır diye, beğenmeye beğenmeye yedik. Siz, size ikram edilen bir yemeği, beğenmedim deyip yememezlik yapar mısınız?

- Bir dakika patronu çağırayım efendim.

Ağzında bir sigara ile gelenin, patron olduğunu tahmin etmemiz hiç zor olmuyor.

- Sorun nedir?

Durumu kısaca özetliyorum.

- Tamam kardeşim, isterseniz hesabı hiç ödemeyin, diyor tuhaf bir ses tonuyla.

 

Hesabın tamamını ödeyip çıkıyoruz.

 

O günden sonra hiç mantı yemedim.