BİR KURBANLIK KOYUN HİKAYESİ

 

Filanca şehrin falanca mahallesinde, orta büyüklükte bahçeleri olan bir aile yaşardı.

 

Kurban bayramının gelmesine dört ay kala, bir kuzu almışlar, "kurban bayramına kadar büyür ve kurbanlık olabilecek yaşa gelir" diye düşünmüşlerdi.

 

Bu olaya en çok sevinen, evin küçük kızı olmuştu.

Gün içerisinde kuzuyla oynar, ona en taze çimenleri toplar getirirdi.

 

Yavru kuzuya bir de "Beyazcık" diye isim takmışlardı. Beyazcık, evde yaşayanlara o kadar çok alışmıştı ki, evin salonuna girer oturur, televizyon karşısında geviş getirirdi. Artık evdeki hiç kimse, Beyazcık'ı bir koyun olarak göremiyordu.

 

Masal bu ya, aradan bir-iki ay geçmişti ki... bir gün...

 

Evdekilerin, sürekli Beyazcık'la konuşmasından mıdır, sürekli televizyon seyrettiğinden midir bilinmez, birgün beklenmedik bir şey oldu. Küçük bir bebeğin konuşmaya başlaması gibi, birden, Beyazcık konuşmaya başladı. Her ne kadar kelimeleri tam olarak çıkarmasa da, yarım yamalak konuşup, derdini anlatır oldu. İlk başlarda ev halkı buna çok şaşırdıysa da, kısa bir sürede buna alıştılar. Artık, televizyon seyrederken bile hangi kanalı, hangi diziyi seyretmek istediklerini Beyazcık'a sormaya başlayacak kadar, ailenin bir ferdi durumuna gelmişti bizim Beyazcık.

 

Öyle bir duruma gelmişlerdi ki, komşulara oturmaya bile hep beraber gidiyorlardı.

 

Dört ay dediğin nedir ki...! Kahkahalar içinde, çabucak geldi, geçti.

 

Derken, Kurban Bayramı geldi çattı.

 

Ev ahalisi, bayram hazırlıklarına bir hafta önceden başladılar. Büyük salonun, yıl boyunca tutmuş tozu alındı, camlar silindi, halılar temizlendi, koltukların üstlerindeki beyaz nevresimler kaldırıldı. Çörekler, börekler, tatlılar hazırlandı. Hatta bütün bu hazırlıklara Beyazcık bile yardım etti. Televizyonun camını bile yalayarak o temizledi. Mutluluk, bayram mutluluğu evin pencerelerinden sokağa taşıyordu.

 

Bayramın birinci günüydü.

 

Her kurban bayramında, mutlaka bir koyun kesen aile, bu sene ne yapacaklarını bilemez duruma geldiler. Hiçbir bayramda, kurbanlık aldıkları koyunla bu kadar içli dışlı, bu kadar yakın olmamışlardı. Aile fertleri sanki söz birliği etmişcesine kurban kesmek konusunu hiç açmıyorlardı. Bu konu evde kesinlikle konuşulmuyordu.

 

Beyazcık kesinlikle kesilmeyecekti. O artık ailedendi. Hatta, kendilerine gönderilen kurbanlık etleri bile yiyemediler.  Gelen her et paketini komşularına gönderiyorlardı.

 

Bayramın ikinci günüydü.

 

Her şey normal giderken, misafirlere hazırlanmış tatlılar, börekler sunulurken, ev ahali neşe içindeyken, yüzü gülmeyen yalnızca Beyazcıktı. Suratı bir karış, bir köşeye oturmuş hiç kimseyle konuşmuyordu.

 

Evdekiler endişelenmeye başlamışlardı. Hasta olabilirdi veya yediği bir ot dokunmuş olabilirdi. Acilen bir veteriner çağırdılar; ama Beyazcık'ın hiçbir sağlık sorunu yoktu. Aksine tamamen sağlıklıydı. Aşık olabilir, dedi evin büyük oğlu. Evet hiç akıllarına gelmemişti bu. Öyle ya, artık kocaman bir koyundu o. Bazı istekleri olabilirdi. Onunla konuşmaya karar verdiler.

 

Baba, cümlelerini çok yavaş bir şekilde kullanarak ve Beyazcık'ın gözlerine bakarak bir derdi olup olmadığını sordu. "Artık büyüdün Beyazcık, canın bir dişi koyun çekebilir", dedi. "Benden çekinmene gerek yok, istersen hemen yarın bir eş alabiliriz sana".

 

Beyazcık, gözlerini yere doğru eğdi, kenarından iki damla yaş süzüldü.

 

- Baba, biliyor musun, dedi, benim derdim o değil. Bugün bayram, kurban bayramı.

 

Baba birden kalakaldı. ne diyeceğini bilemedi.

Ufak bir suskunluk arkası...

 

Beyazcık devam etti, gözleri  hala yere bakıyor, alt çenesi titriyordu.

 

- Biliyorum beni çok seviyorsunuz. Ben de sizi çok seviyorum. Ama bugün bayram. Bütün komşulara baktım, hepsi eğleniyorlar. Hepsi birer koyun aldılar ve dünden beri onları kesiyorlar.

 

iki kez yutkundu Beyazcık... ve gözlerinden gelen yaşları engelleyemeyerek avazı çıktığınca haykırdı.

 

- Baba, biz neden bi koyun almadık baba beeee... Neden meee ?! Bizim kurbanlık koyun alacak paramız mı yok? Baba, ben çok mutsuzum baba meee... Bütün komşular kurban kesip eğleniyorlarken, biz neden kesmiyoruz babaeee.. Neden bir koyun almadın babaaaaammeeeeee....!!

 

 

Bu öyküden çıkartılacak ders : Bazı ülkelerin bazı mahallelerinde, kimin koyun, kimin kasap olduğu anlaşılmaz.