EYFEL KULESİNDEKİ DELİ

 

yüreğini aç

aldırmaz geceye / gelirim

 

deliyimdir bilirsin

 

eyfel kulesinden

gök kuşağının mavisini boyardım nisanda

eyfelin pas tutmuş ışığı ayağıma dolanırdı

sen, piaf’tan şarkı söylerdin

 

ben değil miydim

diz boyu karlar altında papatyalar toplayan

saçlarına taç derlerdim

sen taranır / bana ‘delirdin’ derdin

hem / nil nehri saçlarını ikiye ayıran

ve arasında boğulan da bendim

 

hani bir gece

ay, dolunay olmuş, kasılıp gezinirken gökyüzünde

her dilek tutuşumda yıldızlar kayardı / yakalardım

ve dilek damlaları sıçrardı üstüne / ıslanırdın

sonra ay ışığına yaslanıp

‘bak! senin gibi delirdim’ diyen de sendin

 

geceyi gündüze birleştirirdim kızıl renginde şarabın

hatırlasana

zaman dururdu

yakamoz vururdu kasıklarına

her zevk çığlığında sularına gömülürken ben

saçlarımdan çekip kendine

bana ‘deli’m’ diyen, sen değil miydin

 

ganj nehrinde diriler yakılırdı yokluğunda

sen… yangınlardayım derdin üstelik

ben…

biliyorum bu yaptığım delilik

 

ama deliyimdir bilirsin

gelirim dersem / gelirim