Atilla Ate Athenrio

FASİKÜL DAVASI

Serbest tarzda şiir yazma sanatı, şair enflasyonuna yol açtı.

Biraz da ekonomik durumunuz iyiyse, veriyorsunuz parayı ve kitabınızı bastırıyorsunuz. Yayın evi, kitaplarınızın hepsini size verdiği için kitabınız piyasada yok satıyor. Hatta isterseniz, ikinci üçüncü baskısını dahi bastırabilirsiniz. Kitabım piyasada hiç kalmamış diyerek, hava bile atabilirsiniz.

 

İstanbul’da bir arkadaşım var.

Faruk.

Yayın evi sahibi.

Yayın evinin bürosunda oturmuş sohbet ediyoruz.

Kapıdan, narin bir bayan girdi.

- Hoş geldiniz Şenbal Hanım.

- Hoş bulduk şeker. Kitabım bitti. Bir gün bile kaybetmeden getirdim.

- Hızlısınız gerçekten. Bir ay içinde ikinci kitap.

Konuşmaya giriyorum.

- İnanılmaz. Bir ay içinde iki kitap mı?

- Evet. Bu benim sekizinci kitabım. Tanımıyor musunuz beni?

- Bu arkadaşım eskilerden bir dost. İsmi Atilla. Paris’ten geldi. Burdaki yazarları pek tanımaz.

Boynum bükük duruyorum.

- Özür dilerim. Pek takip edemiyorum da.

 

Faruk, kadının getirdiği sayfalara bakıyor ve bir iki hesap yapıyor.

- Şenbal Hanım! Fasikül sorunu var yine. Ya dört sayfa boş kalacak ya da ekleme yapmalısınız.

- Hay Allah! Yine mi! Kaç şiir daha yazmam gerekiyor?

- Dört sayfayı d,olduracak bir şeyler lazım. Şiirin uzunluğuna göre değişir tabii.

- Kağıt kalem verir misiniz.

Faruk, kadına bir kaç boş sayfa, bir de kalem uzattı.

Yan taraftaki masaya sakince oturdu Şenbal Hanım.

Ve bir şeyler yazmaya başladı.

 

Göz ucuyla işaret ediyorum Faruk’a, ne oluyor gibilerinden.

Yüksek sesle cevap veriyor;

- Atillacım, sen bizim Şenbal Hanımı tanımazsın. O bir şiir fabrikası gibidir. Bir oturuşta bir kitap bitirebilir.

- Şu anda ne yapıyor.

- Şiir yazıyor. Dört tane şiir.

Cümlesini henüz bitirmişti ki;

- Buyrun Faruk Bey, işte dört tane şiir. Kitapta hiç bir sayfa boş kalmasın lütfen.

- Harikasınız siz Şenbal Hanım. İşte yazar diye size denir ancak. Ödemeyi şimdi mi yapacaksınız?

- Tabii ki! Bin adet olsun birinci basım. İkincisine bakarız artık.

Şenbal Hanım ödemesini yaptıktan sonra, çantasından iki adet kitap çıkardı.

- İsminiz Atilla idi değil mi?

- Evet.

Kitapların ilk sayfalarına, birer cümle düşerek bana uzattı.

- Benden Paris’e bir hediye.

- Teşekkür ederim.

 

Şenbal Hanım gitti.

Ben Faruk’a bakıyorum.

Faruk bana bakıyor.

Ayak seslerinin koridorda kaybolmasını bekliyoruz.

 

- Atillacım, senin kitabın ne zaman çıkıyor?

- Farukcum ya, bir kağıt kalem rica edebilir miyim?