FIKRANIN ASLI ŞÖYLE

Ankara’da bir lokanta.

Bir yandan tavada balık, bir yandan gırgır şamata…

Sohbet dönüp dolaşıp fıkralara geliyor.

Oldum olası, fıkraları değiştirerek anlatmayı sevmişimdir.

Hadi bir tane de ben anlatayım dedim.

- Birgün Nasrettin Hoca’nın komşusu, Hocaya gelmiş. Kazanını ödünç istemiş.

- Yaa Atilla! Saçmalama! Yeni fıkra diye bunu mu buldun.

- Hele bir dinleyin ya. İnanın çok komik. Hoca değil Hoca’nın komşusu kazanı ödünç istiyor.

 

Masaya servis yapan genç garson da sürekli masadaki tabaklarla ilgileniyor.

Ben kaldığım yerden anlatmaya devam ediyorum.

 

- Hoca, komşusuna kazanı tabii ki alabilirsin, demiş.

Kazanı alan komşu, birkaç gün sonra sevinç çığlıklarıyla Hoca’nın evine gelmiş.

“Hocaa! Müjde, müjde…! Senin kazan doğurdu.”

Hoca yerinden şiddetle doğrulmuş.

“Nasıl…?? Getir bakiim şu benim kazanı bi..”

Komşusu kazanı getirmiş. Hoca kazanı eline almış. Bir sağdan bakmış, bir soldan, bir alttan bakmış, bir de içine bakmış ve adama dönmüş demiş ki;

“Tabii doğurur lan! Siz bu kazanın amuagomuşsunuz”.

 

Masadakileri aldı bir gülme.

Kahkahalarla gülüyoruz.

Fıkrayı anlatmaya başladığımda, ilgisini çekmiş olsa gerek ki, garson servisi bırakmış beni dinliyordu.

Fıkra bitince, gülmeyen bir tek o vardı.

 

- İzninizle bir şey söyleyebilir miyim.

- Tabii ki… Buyrun.

- Beyefendi, siz yabancı ülkede yaşıyorsunuz diyorlardı arkadaşlarınız. Sanırım o yüzden fıkranın aslını bilmiyorsunuz. O fıkranın öyle değil.

Bende hafif bir şaşkınlık…

- Peki nasıl?

- Anlatayım, dedi ve Hocanın kazan hikayesinin doğru versiyonunu anlattı.

Biz de hiç ses çıkarmadan yarı şaşkın dinliyoruz.

Garson, Hoca’nın kazanının doğurmasını ve ölmesini anlatıp bitirince, bizi aldı bir gülme.

Arkadaşlarla birbirimize bakıp gülmemizi engelleyemiyoruz.

Bu kadar güldüğümüzü gören garson çocuk, yarım kalan işine devam edercesine tekrardan tabaklarla ilgilenirken, bize dönerek dedi ki;

 

- Yaaa ! Fıkranın aslını duyunca nasıl da gülüyorsunuz.