ZENGİN OLABİLİRMİŞİM MEĞER

Kollarını iki yana açıp kucaklarcasına üzerime doğru yürürken, bir yandan göbeğinin üzerinde sarkan oldukça uzun kravatını düzeltmeye çalışıyordu.

 

- Vay vay vay! Kimleri görüyorum kimleriiiii?  Atilla Ağabeycim. Vay abicim ya nerelerdesin? Nasılsın beyabiciim?

 

Bunları neredeyse bağırarak söylediğinden, çevremizdeki tüm gözler üzerimize dönmüştü.

Adamın gözlerinin içine dikkatle bakıyorum.

Beynimin yüz binlerce sinir hücresini bir araya getirmeye çalışırken saniyeler geçiyor.

Evet, bu yüz bir yerlerden bir şeyler anımsatıyor. Ama nereden, nasıl?

 

I-ıh… Mümkün değil. Çıkartamayacağım.

 

- Pardon! İnanın çıkartamadım. Nereden tanışıyorduk?

Diyeceğim, ama belki bir iki konuşmadan sonra hatırlarım ümidiyle, sanki on yıllık arkadaşımı yeniden görmüş gibi ben de ellerimi uzatıyorum; kocaman bir gülümsemeyle.

- Sağol! Sen nasılsın?

- Abi bu Mustafa kardeşini hatırladın değil mi?

- Mustafacım, hatırlamaz olur muyum hiç? Nasılsın? İyi misin?

 

Oldum olası isimleri hiç aklımda tutamam.

Ama tanıştığım yüzleri kolay kolay unutmadığımı düşünerek kendimi avutuyorum.

Avutuyorum diyorum, çünkü bal gibi beynimin isim tutma bölgesi nakavt. Artık kabullendim bunu.

 

- Vay be abicim seni görmeyeli tam on yedi sene oldu. Hiç değişmemişsin vallaa.

On yedi sene geçtiğine göre hatırlamamam çok doğal diyerek biraz seviniyorum. Bilseydim çıkartamadım falan derdim, ama artık çok geç.  Bir kere tanıdığımı söyledim.

 

Levent Kırca'nın “Biri Bizi Düdüklüyor” isimli tiyatrosunu izlemek için, Paris Bonne Nouvelle - Gymnase Tiyatrosu’nun salonu önünde bekliyoruz. Kalabalık içinde tanıdıklarım var, bize bakıyorlar. Bir an önce içeri girsek de bu konu kapansa diyorum içimden.

 

- Sen ne iş yapıyorsun şimdi. ( Niyetim hatırlamaya çalışmak).

- Allah senden razı olsun abi ya! Senin sayende hayatım kurtuldu.

- Nasıl yani?

- Bana ne yapmam gerektiğini söylemiştin. Hatırlıyorsun değil mi? Bu memlekette çok para nasıl kazanılır, bunun yöntemini anlatmıştın bana. Seni dinledim abi. Sadece senin gösterdiğin yoldan gittim. Şimdi milyoner sayılırım. Türkiye'de de yatırımlarımı yaptım. Artık sırtım yere gelmez. Hatta bana, Godaman Mustafa diyorlar. Hay beynine sağlık Atilla Abi. Sen olmasaydın neler yapardım ki şimdi?

 

Tiyatronun kapıları açıldı; insanlar tiyatro kapısına doluştular.

 

- Hadi Atilla Abi, bana müsaade. Hanım bekliyor. Müsaadenizle kaçayım. Tekrardan sağ olasın abim. Sen olmasaydın halim bin perişandı valla.

 

Yanımdaki arkadaşla, yavaş yavaş tiyatro kapısına doğru ilerliyoruz.

- Ya Atillacım! Sen bu adama ne söyledin, ne önerdin de bu adam köşeyi dönmüş böyle?

- Hiç sorma. Ne adamı  hatırladım, ne de ona verdiğim tavsiyeyi.  Ama içimden ne geliyor biliyor musun?

- Ne?

- Şeytan, git bu adamın boğazına yapış, ne söyledim lan ben sana, çabuk söyle? diye sor diyor.

 

Kahkahalar içinde salona giriyoruz.

 

Oyuncular:  Levent Kırca ve ekibi.

 

Biri bizi düdüklüyor:

Daha çok doğaçlama repliklerle süren bir tiyatro oyunu.

 

Levent Kırca yine her zamanki oyunculuğuyla, Türkiye dışında olmanın verdiği bir rahatlıkla da olsa gerek, cinsel küfürlere daha çok ağırlık vererek oyununu sergiliyor.

Konu, zengin fakir çatışması. Düdüklenen fakiri canlandıran da Levent Ağabeyimiz.

 

Levent Abimiz, veryansın ediyor burjuva sınıfına.

Salondaki seyircilerin çoğunluğu, Türkiye'nin 80 dönemi yorgunları.

 

Tiyatro çıkışında, bizim Mustafa’ya yakalanmamak için saklana saklana çıkıyorum.

Birden bir araba dikkatimi çekiyor.

Tiyatro salonunun tam önündeki kaldırıma çıkmış açık kahverengi bir araba.

Arabanın önündeki amblem...

Rolle Royce…

Arka koltuğun açık penceresinde Levent Kırca'nın gülümseyen bıyıkları.

Şoförünü veya oyunculardan bazılarını bekliyor olsa gerek.

 

Yavaşça yaklaşıyorum arabaya doğru.

- Merhaba Levent Kırca Bey,

Gülümseyen gözlerle bana bakıyor.

- Merhaba!

- Biliyor musunuz? Size benzeyen biri var içerde. Deminden beri zenginlere atıp tutuyor. Ama, biliyor musunuz, bence o adam bizi düdüklüyor.

 

---

 

Yavaş adımlarla Opera Meydanı’na doğru yürüyoruz.

Ben, hala Mustafa'ya ne söylemiş olabilirim diye düşünceler içindeyim.